James D’Angelo’ya göre, ses rezonansları çakraların titreşim değerlerini değiştirme gücüne sahip.

İnsan sesinin önemini ve boyutlannı düşündünüz mü hiç? Ben hiç düşünmemiştim ta ki James D’Angelo’nun “İnsan Sesinin İyileştirici Gücü” adlı kitabını okuyana kadar. Bir nefes seminerinde edinmiştim bu kitabı ve uzun zamandır kitaplığımda duruyordu. Neyse ki bu ay okuma fırsatı buldum. Oldukça ilginç bir kitap. Yazar, insan sesinin her türlü iyileştirici etkisini, sesli ve sessiz harflerden başlayıp gülerken ya da ağlarken çıkardığımız seslere kadar ayrıntılı bir biçimde anlamlan ve özellikleriyle açıklıyor. Şarkı söylemenin ruhsal ve fiziksel sağlığımız üzerindeki gücünü anlatıyor. Ayrıca çakralarımızdaki (omurganın başlangıcı ile başın en üst noktası arasında konuşlanmış döngüsel enerji anaforları) tıkamklıklan açabilmemiz için nasıl kendi mantralanmızı ve vokal yöntemlerimizi oluşturacağımız konusunda da yol gösteriyor.
“Çakralann Tonlanması” başlıklı bölüm özellikle ilgimi çekti. Yazar bu bölümde her Çakra için farklı bir tonlama egzersizi veriyor. Birçok nedenden dolayı çakralardaki doğal enerji akışı bozulabiliyor; Örneğin aşın çalışma, bastınlmış duygular, vücut yapımıza uymayan yiyecekler ve içecekler. Yazara göre, ses rezonansları çakralann titreşim değerlerini değiştirme gücüne sahip. Tonlama verimli olduğunda, çakralann yolu üzerinde herhangi bir noktadaki enerji tıkanıklığının ortadan kalktığını hissederiz.
Kitabın bu bölümünden kısa bir alıntı; “Çakralann vokal tonlamasında sadece tek bir sistem yoktur, yani belirli frekanslann sessiz/sesli harflerle bileşiminden oluşan hiçbir sistem her bir birey için başarıyı garantileyemez. Doğuda en iyi bilinen sistem Tantra Yoga’dır, batıda ise temellerini sesli harflerin frekans değişimlerinden alan birkaç yöntem bulunmaktadır. Fakat çakralann, ortaklaşa kabul edilen Do majör ölçüsünün yedi notasına bağlanması gibi, müzikal tonlan çakralann yedisine de bağlayan evrensel bir sistem yoktur. Dahası, insanlar için belirli bir çarka frekansı serisi olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Olduğunu düşünsek bile frekanslannın bazılan veya tümü insan sesinin vokal değerleri dışında bulunuyor olabilir.”
Yazar, H harfinin sessiz harfler içinde en ruhani olanı olduğunu ve aynı zamanda bu harfin Hint felsefesinde prana olarak bilinen yaşam enerjisinin akışını düzenleyen nefesimiz ile bağlantılı olduğunu söylüyor. Gülmenin anahtannın da H sesinde yattığını vurgulayan yazar, bu harfle ilgili şu ilginç tespitlerde buluyor; “Çeşitli sesli harfler sayesinde gülme sıklığında birçok farklılık olmasına rağmen, öncü H harfidir ve nasıl seslendirildiği de iyileştirici özelliklerini etkiler. Hepimiz biliyoruz ki, eğer çok şiddetli ve uzun süre gülersek yanlanmız ağnmaya başlar. Bunun sebebi de nefese bağlı güçlü bir H sesi çıkarmak için kann kaslanmızı kullanmak zorunda oluşumuzdur. Nefes kuvvetlice bedenimizin üst tarafına yönlendirildiğinde, esas anndıncı H sesi olur. Bu işlevi yerine getirirken, rota üzerindeki bezelerimizi ve onlara bağlı çakralanmızı da harekete geçirir.”
Şarkı söylemeye devam
Diğer harflerle ilgili de birçok açıklama var kitapta ama H harfinin yarattığı etkiler çok ilginç geldi bana. Bir de şarkı söylemenin iyleştirici etkisine değinmiş yazar. Çocukluktan itibaren aslında doğal olarak hepimizde var kendi sesimizi her anlamda kullanabilme yeteneğimizi büyüdükçe kaybettiğimizden bahsediyor. Örneğin benim lazım çok yapıyor bu aralar; durup dururken kendi bir şarkı uyduruyor. Hem melodisi hem sözleri uydurma yani. Sürekli bir şeyler mınldanıyor. Hatırlarsanız mutlaka siz de yapmışsınızdır benzer şeyler çocukken. Daha sonra büyüdükçe bunlar duşta ya da yemek yaparken mınldanmalara dönüşüyor. Ama gün geliyor öyle bir koşuşturmaca alıyor M bizi duşta şarkı söyleyecek kadar bile vaktimiz olmuyor. İşte yazar bu noktada çok dikkatli olmamız konusunda bizi uyanyor çünkü bu doğal yeteneğimizin aslında iyileştirici gücü varmış; Yani şarkı söylemenin!
Bakın ne diyor; “Şarkı söylemek insan sesinin doğal eğilimidir ve iyileştirme anlamında konuşursak, konuşma eyleminin ötesindeki bir seviyededir. İlk insanın lisanı, günümüzde çocuklarımızda olduğu gibi, doğal şarkılar söylemekti ve belki de ses tonuna göre bu kuş sesine daha yakındı. Bugün halen bu tür sesleri bazı Afrika ve Uzak Doğu dillerinde duyuyoruz. Şarkı söylemek tartışmasız sağlıklı bir eylemdir. Çünkü diyafram ya da gırtlak, şarkı söylerken konuşmaya oranla daha büyük bir rezonans etkisi ortaya çıkartmaktadır ve sıklıkla doğal olmayan konuşma biçimleri şarkı söylerken çıkan seslerle bertaraf edilir. Çok sayıda insan kendileri müzik yapmak yerine edilgen müzik dinleyicileri haline getirdiler. Eğer şarkı söylemeyi sadece olumlu titreşimler yaratmada ille de model olması gerekmeyen eğlendiricilere bırakırsak, gelecek nesiller doğal bir iyileşme yöntemiyle bağlannı tamamen koparmış olacaklar.”
VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.3_1094]